29 Şubat 2012 Çarşamba

Mekke’nin İdari Yapısı

Mekkeliler, Hz. Muhammed’den yaklaşık beş nesil önce Hz. İbrahim’in soyundan gelen Kusayy’ın önderliğinde civardaki kabilelerin desteğini de alarak, Kureyş adı altında birleşmişlerdi. Mekke, Kusay’dan önce, genellikle, şu boylardan oluşmaktaydı


1.Muhariboğulları
2.Âmiroğulları

3.Mahzumoğulları
4.Adiyyoğulları
5.Sehmoğulları
6.Cumahoğulları


7.Harisoğulları
8.Teymoğulları
9.Zühreoğulları
10.Esedoğulları.
Daha sonraları bunlara Abduddaroğulları ve Abdumenafoğulları eklenerek sayıları onikiye çıkmıştır.
Abdüşşems, Haşimiler, Ümeyyeoğulları gibi oymaklar ise, sonraki soylardan oluşmuştur.
Kureyş’in dağınık oymaklarını biraraya getirerek Mekke’de yerleştiren Kusayy’ın oğullarından Abduddar ve Abdumenaf, babalarının ölümü üzerine (M.S.480) Kâbe ve hac hizmetlerini üstlendiler.
Yukarıda bahsedilen sebeplerle kendilerini tehdit eden güçlü bir düşmandan mahrum olmaları, bir bakıma Mekkelilerin, öteden beri, düzenli bir siyasi devlet kurmalarını engellediği söylenebilir. Bununla birlikte tamamen bir başı bozukluk da olmayıp bedevî prensipleriyle örgütlenen bir tür oligarşik yapılanma vardı; kabile meclisleri üstünde bir kral veya başka bir idari kurum yoktu. Herhangi bir bağlayıcılığı olmayan istişare heyeti, bütün kabilelerin soylularından oluşuyordu.

İdari ve ticari gelenekler, güç ve itibarlarına göre kabileler arasında taksim edilmişti. Modern anlamda bir seçim olmaksızın görevler, genellikle tevarüs yoluyla ailenin yeni nesillerine geçerdi.

Kâbe’nin hemen yanında yer alan Darunnedve, idari gelenekleri yürüten Kureyş temsilcilerinin “şuraya” katıldıkları bir tür “senato” veya “parlemento” konağıydı. Bu meclis, icra yetkisi olmadığı için sadece meseleleri görüşürdü. Her oymak nazari olarak bağımsızdı ve istediğini yapabilirdi. Ne var ki, oy birliği ile alınan kararlar çoğu defa etkili olur ve böylece töre ve yerleşik geleneklerden sapmaların icabına bakmanın yolları aranırdı.
M. Watt, İslâm öncesi Mekke demokrasisi ile Atina demokrasisini karşılaştırırken, Mekke senatosunun kararlarının “en kötüyü daha iyi gayeymiş gibi gösterebilen aldatıcı güzel konuşmalar üzerine değil de çoğu zaman kişilerin gerçek liyâkatları ve siyasetleri üzerine kurulu” olduğundan, “Mekke mele’ini, Atina ekklesia’sından daha bilgece ve daha sorumlu bir meclis” olarak görür.

Dış düşman tehlikesini pek hissetmeyen Kureyş, kendi boyları arasında ise bazan kavgalara varacak ölçüde rekabet yaşamaktaydı.

Babaları Kusay’ın ölümü üzerine (M.480) kâbe ve hac hizmetlerini Abduddar ve Abdumenaf üstlendi. Zamanla servet ve nüfuz bakımından kardeşine üstünlük sağlayan Abdumenaf, dünyevi otoriteye ait iş ve yetkileri kardeşi Abduddar’dan alarak ona sadece dini otoriteyi bıraktı. İki kardeş hayatta iken bu paylaşıma razı oldular. Fakat vefatlarından sonra çocukları arasında korkunç bir rekabet ve üstünlük yarışı başladı.

Abdumenaf’ın, Abduşşems, Haşim, Muttalib ve Nevfel adlı oğulları servet ve nüfuz bakımından Abduddaroğullarından üstün olduklarından, dünyevi otorite gibi dini görevleri de ellerine almak istediler.

Abduddaroğulları buna razı olmadıkları için aralarında şiddetli bir düşmanlık ortaya çıktı. Oniki boydan oluşan Kureyş, bu yüzden düşman iki gruba ayrıldı.
Abdumenafoğullarına taraftar olanlar (Esed, Zühre, Teym ve Harisoğulları) tarihte “Mutayyebûn (güzel kokulular)”,
Abduddaroğullarına destek verenler (Mahzum, Sehm ve Cumah ve ‘Adioğulları ) ise “Ahlaf (yeminliler)” isimleri ile bilinmektedir.
(İki gruba verilen bu isimler ittifaklarını kutsamak için yapılan tören ile ilgilidir. Abdumenaf kadınları, müttefiklerinin kendi lehlerine olan ittifaklarını kutsamak için misk ile dolu bir kap getirerek Kâbe’nin kenarına koymuş, müttefik oymaklara mensup kişiler teker teker ellerini bu kaba daldırarak ve Hacer-i Esved’e dokunarak davalarından dönmeyeceklerine yemin ettiklerinden kendilerine “Mutayyebûn” ismi verilmiştir. Abduddaroğullarının haklarını savunmaya söz verip yemin eden müttefikleri de içi kan dolu bir çanakla aynı töreni yapıp, yeminlerinden dönmeyeceklerine söz verdiklerinden bunlara da “ahlaf” denmiştir. Bkz., Günaltay, age, 59.)

Kutuplaşmanın sıkı sıkıya aile şecerelerini izlemediğini görmek ilgi çekicidir. Kusay’ın ailesiyle birlikte diğer aileler de bölünmüştür11. Bu, kana dayalı kabileciliğin gevşemeye başlamasının ve maddi çıkarlar üzerine
kurulan bir birlik düşüncesinin ilk belirtisidir.
Kavga neredeyse savaşa dönüşeceği sırada uzlaşmaya varıldı. Ancak, iki grup arasındaki rekabet devam ettiğinden uzlaşma sürekli olmadı; sorunlar geçici olarak dondurulmuştu. Nitekim daha sonraki yıllarda, Hz. Muhammed’in Peygamberlik görevini bu rekabet hissiyle reddedenler oldu.

Abdumenaf’ın ölümünden sonra oğlu Abduşşems, uhdesine aldığı Sikaye (Hacılara su dağıtma) ve Rifade (Hac mevsiminde yoksullara yiyecek sağlama) görevlerini işlerinin çokluğu sebebiyle kendisinden daha zengin
olan kardeşi Haşim’e bıraktı. Sonraki zamanlarda benzeri bir rekabet Haşim ile Abduşşems’in oğlu (yeğen) Ümeyye arasında yaşanmıştır. Haşim, oldukça başarılıydı; bölge ülkeleriyle kervanların emniyeti konusunda
sözleşmeler yaparak, yazın Suriye ve Filistin’e, kışın daYemen’e olmak üzere iki büyük ticaret kervanı çıkarmaya başladı. Böylece Kureyşlilerin servet ve refahı arttı. Araplar Kusay’dan itibaren, Kâbe’nin koruyucusu ve hizmetkârı olan Kureyş’e derin saygı duymaya başlamışlardı. Bu sayede Kureyş kervanları uzun ticaret yollarını hiçbir saldırıya uğramadan geçebiliyordu (Zengin bir tüccar olan Haşim, ticaret amacıyla her yıl Suriye’ye gidiyordu.En son yolculuğunda Medine’de Hazreçli Neccaroğullarından Selma isimli bir kız ile evlendi. Ancak, balayı haftasından sonra Haşim, Filistin’e doğru giderken Gazze’de öldü. Yesrib’de kalan eşinden Şeybe adındaki çocuğu dünyaya geldi. Şeybe yedi-sekiz yaşlarında iken amcası Muttalib onu Yesrib’den Mekke’ye getirdi. Şeybe’yi terkisinde görüp de ‘kim bu çocuk”? diye soran Mekkeliler’e Muttalib, alaylı bir şekilde ’kölem’ diye cevap verdiğinden bundan sonra çocuğun adı Abdulmuttalib olarak kaldı. Hz. Muhammed’in büyük babası olan Abdulmuttalib, amcasının vefatı üzerine oymağının başına
geçti.)

Bu arada yeğeni Ümeyye de ticaret yoluyla büyük bir servet elde edip meşhur olunca, Kâbe hizmetleri konusunda amcası Haşim ile anlaşmazlığa düşerek huzursuzluk çıkardı. Araya giren hakemlerin Haşim’in lehine karar vermesiyle konu tekrar kapandı.

Anlaşıldığı üzere, Mekke’de en güçlü olanlar, çeşitli sebeplerle, sürekli değişiyordu.
570’lerde Kâbe’yi tahrip etmeye gelen Ebrehe komutasındaki Fil ordusu’nun karşısına çıkan Kureyşliler’in başında, Hz. Muhammed’in dedesi Abdulmuttalib’in sözcü olarak bulunuşu, o sıralarda Mekke yönetiminde Muttaliboğullarının etkili olduğunu göstermektedir.
Daha sonraki yıllarda en güçlü iki boy olarak Abdüşşems ile Mahzumoğullarının adı geçmektedir. Utbe ve kardeşi Şeybe, Abduşşems’in bir bölümünden sorumluydular.
Benu Umeyye’nin başına, Utbe’nin kızı Hind’le evlenen Ebu Süfyan geçmişti
 Hz. Muhammed’in gençlik yıllarında, Ubu Süfyan, oymağının itibarına paralel olarak Mekke’nin siyasetini elinde tutuyordu.
Şahsi nüfuz ve gayretiyle Haşimoğullarının mevkisini yükselten Abdulmuttalib’den sonra oymağın nüfuzu oldukça azalmıştı. Çünkü, oğullarından Ebu Talib zengin değildi. Abbas zengin olmasına rağmen sürekli Mekke’de kalmıyordu. Ebu Leheb ise ahlâksız bir kimse olarak ünlenmişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder